İlyas Arslan Blog


       

31 Tem 2007

Güzel jenerikli makina; Televizyon Dinozoru

Filed under: Televizyon Kritik — İlyas Arslan @ 15:16

Sadece “Televizyon Makinası” ile ilgili olacaktı bu “Televizyon Kritik“, ama geçenlerde çok ilginç bir program yayınlandı NTV’de. Okan Bayülgen durduk yere trip atmaya başladı. Hem de canlı yayında… Hem de 10 dakikadan daha uzun bir süre boyunca…

Program sunucusu; konuğuna bakın ne inciler sarf etti:

- Şimdi karşılıklı eğer bir gıcıklaşmaya gideceksek hemen gıcıklaşırım söyleyeyim.

- Niye benim seyircimin karşısında bana böyle bir eleştiri getiriyorsunuz ki?

- Allah allah. Hayır yani doğru değil, siz beni bu konuda uyaramazsınız. Ayrıca da ben iki aday arasında ne kadar efendi bir şekilde eşit bir süreyle konuşulmasını sağlıyorum.

- Mesela yıllardır 12 senelik televizyon tarihi boyunca mesafe konusunda, konuklarıyla mesafe konusunda hiç hata yapmamış bir insana siz bir uyarıda bulunuyorsunuz.

- Ben zaten hücum etmiyorum, çünkü bana hücum edildi, onu seyircilerin gözü önünde düzeltmenizi istiyorum.

- Sayın Bayülgen’i bırakın, sayın Bayülgen falan filan böyle bunlara gerek yok. … sayın Bayülgen dedim, arkasından saygısızca konuşmaya devam ettim…

- Hayır hayır ben bir konuşan kafayım televizyonda. Yani beni 12 senedir siz televizyonda görüyorsunuz değil mi? Ya da televizyona bakmıyorsunuz. Televizyona bakmıyorsanız çok fena, demek ki haberleri seyretmiyorsunuz, başka programları seyretmiyorsunuz. Çünkü ben haberlerde de çıkıyorum, başka programlarda da çıkıyorum, kendi programımda da çıkıyorum, beni tanıyorsunuz. Beni bugüne kadar kimsenin mesafeyle ilgili suçlamamış olduğunu da herhalde biliyorsunuzdur. Onun için hayır, bunu sakın ha kabul edemem yani.

- Kimse bana terbiye öğretemez televizyonda.

ve ne yazık ki daha da devam etti medyacı hezeyanları


“Bu Sizi İlgilendiriyor” programı – 11.07.2007

Program metni için:

http://www.ntvmsnbc.com.tr/ntv/metinler/BuSiziIlgilendiriyor/20070711.asp

Çok şey söylemeye gerek yok. Durumu tanımlayan çok sıfat var. Bazıları çok ağır, bazıları kinayeli. Kendini beğenmişlik diyelim… ve geçelim.

Türkiye televizyonları çok çok uzun bir süredir dinozorlaşma sürecinde, ve tabi ki bu durum “Gece Yarısı Gösterileri” ve bunları sunabilecek sunucular için de geçerli. İki eski radyo şovmeni adam var . Özel televizyonlar çıkalı beri bu ikisi… 70 Milyonluk Türkiye’nin; sadece Beyaz ve Okan Bayülgen’i var. İkisi de aynı kanalda…

Tabi bu işe girmek isteyenler oluyor mutlaka. Radyo şovu sunanlar denediler, hala da deniyorlar. Komedyenler deniyor. Ama ne yazık ki; sonuç alınamıyor…

Sebebi her ne olursa olsun; rekabet olmayan yerden, yenilik veya güzellik çıkmaz. İşte bizim tv şovlarımız da, belki bu yüzden vasat kopyalardan öteye geçemiyor. Geyikler güzel bile olsa; yıllanmışlık, hantallık… yaşlılık var. Değişmiyorlar, ve değişmeleri gün geçtikçe zorlaşıyor, risk büyüyor… vb.

“Televizyon Makinesi”nde internetin geleceği diye lanse edilen, teveccühleri de toplayan “Sözlükler”; yukarıda bahsi geçen beyin embolisi sayesinde pohpohlanmaktadırlar. İşin komik tarafı; sürekli reklamları yapıldığı için gereksiz, balon büyümeler gerçekleşmekte; hiçbir fikir içermeyen, sadece benzer alanadları bulunan birçok kopya site açılmaktadır.

Kendilerine hitap şekilleri de ilginç: “Klon”. Klon kelimesi, afilli bir hava katıyor herhalde. Halbuki klonlamak, kopyalamak, benzer içerik sağlamak; geleceğin internetinde yer bulamayacak fiiller. Bundan haberi olmayan kişi, internet hakkında boş konuşur ancak.

Unutmayalım ki Bayülgen’in (ve birçok ünlünün) pohpohladığı bu sözlüklerde;

- Hiyerarşi vardır. Üst-ast, eski-yeni vb. ilişkiler hakimdir.

- Bilgiye, başkalarının yazdıklarına değer verilmez. Yazılanlar kolaylıkla ve kişisel kaygılarla silinir, üyeler atılır, haklar elden alınır… vb.

- İnternet’in geleceğini şekillendiren, katılımcı projelerde bulunan özgür ve çoğulcu etkileşim; bu sözlüklerde kişisel ego tatmini şekline bürünür.

- Sözlüğe katkı sağlayanlar arasında, kapalı toplumlarda görülen sahte bir dayanışma vardır. Yalakalık ve ispiyon müesseseleri tıkır tıkır işler…

Türkiye’nin en çok reyting alan “Late Night Show”u bu halde işte. Gençlere hitap ettiğini iddia eden bu programın, dünyadan ve özellikle internetten habersiz durumda olması ne acı…

Halbuki sektörde kafası zehir gibi çalışan, yaratıcı bi dünya adam var. Bakın, ne kadar da güzel bir kolektif çalışma:

28 Mar 2007

Yorum Farkı – İki evhamlı elit

Filed under: Televizyon Kritik — İlyas Arslan @ 01:13

Solda oturan beyaz saçlı amcanın, yüzyıllar öncesinin fikirleriyle konuşması ve hatta bu fikirlerin bazılarını savunması, programı çok aşağıya çekiyor. Bu köhnemiş, örümcek ağı gibi fikirlerin hala NTV’de nasıl yer bulduğunu anlayamıyorum. Program yanlış formatta başladı belki de… Neyse.

Soldan soldan gelenler, maalesef çağımızdan fersah fersah uzak. Yeni dünya düzeniyle, global birleşmeyle, dünya vatandaşlığıyla ilgili tek bir yaklaşım yok. Hep eski şeyler…

Soldaki takımı tutmuyoruz demek ki. Diğerine bakıyoruz: Yeni dünyadan az da olsa haberdar, eski muhalif, liberal diyorlar, tok sesli… soğukkanlı gibi. Yine de, kısık gözlerle bakmak lazım…

Neredeyse her programda usanmadan uzlaştıkları bir konu var. İstanbul’daki asayiş “sorunu”!. Kanıt olarak ise somut rakamlar yerine; üçüncü sayfa haberleri, gelen mailler, eşin dostun lafları… Kısaca “Sağdan soldan kulak dolması”.

“Yavrum, dışarı çıkma, başına birşey gelir.” diyen yaşlı, evham sahibi ninelere benziyorlar bazen. Ve her seferinde aynı adresleri veriyorlar: Daha fazla polis, daha güçlü polis, daha mutlu bir dünya… Sol tarafa yakışıyor bu yaklaşım. Toplum mühendisliği düşüncelerine uygun, devletçi vb. Her şey bir yana, tutarlı. Diğer taraf ise, temel iddialarıyla ters düşüyor.

Kısa ve öz: Daha fazla polis, daha güçlü polis; daha büyük devlet demektir. Birisi, ya büyük devlet ister, ya da küçük. “Ben devletin küçük olmasını istiyorum. Ama o küçük devlet beni her yerde anneciğim gibi koruyup kollasın.” talebi; hem mantıklı bir talep değildir, hem de modern özgürlük düşüncesiyle bağdaşmaz.

Çok ta şaşırmamak lazım. Dünyanın her yerinde böyledir bu iş. Bazı medya elitleri, ünlüler, enteller vb. (ekranın solunda veya sağında farketmez) yaşamlarında risk istemezler. İşin kötüsü çok evhamlıdırlar. Gidecekleri yerleri özenle seçer, halkın kalabalık olduğu yerlerden kaçınır, özellikle geceleri sokaklarda dolaşmazlar. Dışarıda neler olup bittiğini gazete, tv vb. kaynaklardan takip ederler.

E medyada da, korku hikayeleri popülerdir. Çünkü bu hikayeler dikkat çekicidir. Yani kendi kendilerini gaza getiren bu medya kişileri: “İnsanlar cani olmuş. Bu ne vahşet.” der, olmadık yerden korku doğururlar.

“Çok fena bir kısırdöngüdür, ama sonuçta kendi seçimleridir…” diyemeyiz çünkü iş; devletten bakıcılık talebine, polis devleti sözcülüğüne dönüşüyorsa, ortada bir sorun var demektir. Sokaklardaki suçla mücadeleyi; polis sayısına indirgemek, fikirsel sığlıktır. Umarım devlet, bu kendini bilmezleri dinlemez de, “Suçla mücadele için yüzbin polis istihdamı yaptık.” gibi şeyler duymayız.

Kalabalık yerlerde; gürültü yüksek, trafik kalabalık, suç ta fazla olur. “Hem milyonlarca insanın birarada yaşadığı bir kentin tüm artılarından, sinerjisinden, olanaklarından faydalanayım; hem de bu milyonları, birileri benim için elekten geçirsin ki, kötü olanlar benim karşıma çıkmasın.” Oooh, suyundan da koyalım o zaman…

Özellikle bazı medyatik insanlar, kendi gölgesinden bile korkar. Bunlar toplumda azınlıktır ve bazıları çok yaşlıdır.

Halbuki sokaklar çoğunluğundur, tüm insanlarındır, herkesindir.

Kendini tamamen güvende hissetmek isteyen; plazalara sığınsın, göz yaşartıcı sprey alsın, silahlı koruma tutsun… Hatta en iyisi evinden hiç çıkmasın. Böylece kafasına hiç saksı düşmez.

23 Kas 2006

Çiçek Demeti www.cicekdemeti.com

Filed under: Televizyon Kritik,İstenmeyen Posta x3,İstenmeyen Postalar — Etiketler:, — İlyas Arslan @ 09:39

http://www.veasis.com/mailler/cicekdemeti/cicekdemeti_01.jpg

Bu e-posta listesinden çıkmak istiyorsanız lütfen tıklayınız.

http://www.intelista.net/unsubscribe.php

www.cicekdemeti.com

z7@veasis.com Çiçek Demeti
Wed, 22 Nov 2006 18:21:10 +0200
Online Çiçek Göndermek Artık Güvenli, Kolay ve Ucuz

30 Eyl 2006

Biri Bana Anlatsın – Yeşilçam lar bardak olmuş…

Filed under: Televizyon Kritik — İlyas Arslan @ 00:27

Yeni sezonun ikinci programının konu veya konukları pek bir yanlış oldu. Bence sunucular ve hatta NTV, bu programın hiç yapılmamış olmasını isterdi…

Polemik, popülizm ve hamaset dolu faydasız konuşmalar bazılarını duygulandırmıştır belki ama beni sadece rahatsız etti.

Bir yerden; “Filmler bir ayda banyo ediliyordu, bu sebeple tekrar çekim yoktu ve sonuç ancak bir ay sonra görülebiliyordu.” gibi mantıksız bir bahane ortaya atılırken; öte yanda “Video çekimi de yapılıyordu, ve çekim sonrası tekrar izlenebiliyordu.” bilgisi geliyor… Fakat bu ikinci bilgi yüksek sesle belirtilmiyor; “körler sağırlar, birbirini ağırlar” a devam ediliyordu.

Sorularda negatif bir yön yokken; devamlı bir yargılanma ve bu sebeple de savunma içgüdüsüyle cevaplar verildi. Verilen cevaplar (hele sonlara doğru); manipülatif “nostalji” ve “Eskiden şöyle güzeldi, böyle saftı, dostluk, barış, sevgi vardı…” sözlerini aşamadı. Bilgisel katkı beklerken, goygoy ve pohpoh dışında birşey çıkmadı maalesef.

Seyircileri alkışlatarak haklılık ilanı olmamalı. Zaten her alkışlanan doğru olsaydı, dünya yaşanmaz bir hal alırdı. Bu arada konukları izlemek için gelmiş seyircilerin uyarılmaları durumunda alkışlamaları kadar doğal birşey yok aslında. Fakat bazen seyirciler bile şaşırdılar “Bizi seviyorsunuz di mi? Hadi alkışlayın da gösterin amcalara bizim ne kadar “haklı”?! olduğumuzu…” imalarına.

Bu arada reklam sonraları ekrana gelen soru panosundan da bahsedilmeli. Bu haftaki sorular da ilk programdaki gibi çok kısırdı. “Neden…?” diye sormadan önce güzelce düşünülmediği zaman, sorular hiç te keyif verici olmuyor. Biri Bana Anlatsın gibi canlı ve hızlı bir programın temposunu düşürmekten başka bir işe yaramaz bu gibi sıkıştırma bölümler. Örneklendirelim. Aklımda kalan iki abes soru…

“Neden kötü adamlar üzüm yerler de, erik ve çilek yemezler?” – Fikir: Filmlerdeki kötü adamların üzüm yemediği filmler çoğunluktadır. Padişah, kral durumlarında üzümün kullanılması ise; yukarıdan ağza sarkıtılarak yenecek daha uygun bir meyve olmamasıdır. Ve tabi ki; bırakın erik yemenin, armut yemenin bile sinematik(veya kinematik) bir yanı yoktur. Çileğin vardır biraz ama kötü adama uymaz.

“Yeniden yaratılan kadın neden her seferinde dubleks evin merdivenlerinden iner?” – Fikir: Dünya sinemasında da vardır bu ve aslında çok ta mantıklıdır. Güzellik yarışmalarında da genellikle merdivenlerden inilir. Yeniden yaratılan kadın ekrana yavaş yavaş girmelidir ve bunun en güzel yolu da üst kattan aşağıya kayar gibi yürümektir. Bu gibi yeniden yaratılan kadınların; ekseriyetle zengin bir evde ifşa edilmesi de bu tezgaha uyar.

Neden diye sormadan önce “Alternatif nedir?” diye düşünülmezse; anaokulda meraklı gözlerle sorulan sorulardan öteye geçilemez. Bari biz düşünelim başka nasıl olabilir diye… Kapıdan zart diye girse olmaz. Asansörle sahneye çıksa veya bir iple aşağıya sarksa da olmaz. E uzaklardan kameraya doğra yürümesi de manasız… En iyisi taze yaratık kadın, yavaşça merdivenlerden süzülsün. İyi fikir…

Çok önemli bir kanalda, prime time programına ara “sabit ekran” sorular hazırlamak için biraz daha “beyin cimnastiği” gerekir. Her okunduğunda “Bu mudur yani?” dedirten; izleyicilerin hepsinde bir tane bulunan mucizevi beyni zorlamayı bırak, insanları gülümsetmeyi bile başaramayan bu sorular bölümü külliyen kaldırılsa yeğdir…

İkili parodi dışında (ki beraber çok iyiler), tatmin etmeyen ve tüm konuklar yerine oturduktan sonra dayanılmaz bir eziyete dönüşen; soruların cevapsız kaldığı bir “Biri Bana Anlatsın” vardı bu sefer…

16 Eyl 2006

Can Dündar ‘ın NTV ‘deki yeni programını izlemek için nedenler…

Filed under: Televizyon Kritik — İlyas Arslan @ 05:08

Hepsi de “aşırı” lütufkar, ve bence altından kalkılamayacak iddialar.

Tamam tevazuyu gösteri amaçlı kullanan insanlar hiç te az değil, ama insan iddialı olurken ayaklarını yerden kesmemeli.

Sadece ve sadece doğruları söylemek, kafa karışıklığına bir son vermek, en doğru insanları programa çıkarıp onlara en doğru soruları sormak; herşeyden önce mümkün değildir. Ama asıl tehlikeli olan bu imkansız şeyleri gerçekleştireceğini iddia eden kişilerin; henüz işin başında gerçekten uzaklaşmalarıdır.

Ben her nedense “Dur ben sana gerçekleri bir anlatayım da, sen de dinle.” diyenlere pek güvenemiyorum…



                İlyas Arslan Blog, WordPress üzerine kurulmuştur.
                Yazılar (RSS) ve Yorumlar (RSS).

              

         Creative Commons License
         Blog editörü İlyas Arslan'ın katkıları Creative Commons Attribution 3.0 Unported License
         ile korunmaktadır. Kaynak göstermek şartıyla, siteden alıntı yapabilirsiniz.
         Ticari kullanımlar için lütfen iletişime geçiniz.